Sevilene Bir Mektup
Bu gün iki mektup okudum okuduğum iki mektup da koca yürekli iki insana aitti. Birincisi geçtiğimiz günlerde eşini kaybeden Radikal Gazetesi yazarlarından Kaan Sezyum’un, beyin kanaması sonucunda hayatını yitiren eşi için kaleme aldığı bir mektuptu.
İkincisi ise benim çok sevdiğim dostum, ruhu arızalı kadınım benim, kaderdaşım Ayşenur Yazıcı’nın oğlu böbrek ameliyatlarının; 24 yıllık ömründe bilmem kaçıncısını olurken kaleme aldığı bir mektuptu.
İki mektubun özü; sırt sırta verilmiş, omuz omuza sırtlanılmış bir hayat içerisindeki sevginin nasıl yüce bir durum olduğunu gösteren mektuplardı.
Kaan’a, sabırlar dilerken, Ayşenur’umun oğulcuğuna şifalar diliyorum.
Birazdan okuyacağınız mektubu okurken ise dayanamadım, tüm bu durum karşısında sesiz kalmayı ve paylaşmayı planladım. Ayşenur’u aradım,”sadece seni seviyorum demek istedim koca kadın “dedim, Telefonu kapatırken ikimiz de ağlıyorduk. Kaan’ı aramaya elim gitmiyor. Yazdıklarını okuduktan sonra…
Ve okuduğum son mektup ise Karl Marks’a ait… Ve şimdi sizlerle paylaşma zamanı.
Hadi bu gün hayatı sırtlandığınız, omuz verdiğiniz, ya da elini tuttuğunuz her kim ise, içinizden geçenleri, sakladıklarınızı, sadece içinize söyleyip de kimselerin bilmediği, ama aslında bilmesi gerekenin; duyması gereken saklanmışları, bastırılmışları aktarabileceğiniz, en sevdiğinize, sevgiliye, çocuğa, dosta, çiçeğe, böceğe, her neyse, ama en sevilene bir mektup da siz yazın… Beni de unutmayın…
Mektup yazanlarınız çok ve daim olsun…
www.skyturk.net
İkincisi ise benim çok sevdiğim dostum, ruhu arızalı kadınım benim, kaderdaşım Ayşenur Yazıcı’nın oğlu böbrek ameliyatlarının; 24 yıllık ömründe bilmem kaçıncısını olurken kaleme aldığı bir mektuptu.
İki mektubun özü; sırt sırta verilmiş, omuz omuza sırtlanılmış bir hayat içerisindeki sevginin nasıl yüce bir durum olduğunu gösteren mektuplardı.
Kaan’a, sabırlar dilerken, Ayşenur’umun oğulcuğuna şifalar diliyorum.
Birazdan okuyacağınız mektubu okurken ise dayanamadım, tüm bu durum karşısında sesiz kalmayı ve paylaşmayı planladım. Ayşenur’u aradım,”sadece seni seviyorum demek istedim koca kadın “dedim, Telefonu kapatırken ikimiz de ağlıyorduk. Kaan’ı aramaya elim gitmiyor. Yazdıklarını okuduktan sonra…
Ve okuduğum son mektup ise Karl Marks’a ait… Ve şimdi sizlerle paylaşma zamanı.
Hadi bu gün hayatı sırtlandığınız, omuz verdiğiniz, ya da elini tuttuğunuz her kim ise, içinizden geçenleri, sakladıklarınızı, sadece içinize söyleyip de kimselerin bilmediği, ama aslında bilmesi gerekenin; duyması gereken saklanmışları, bastırılmışları aktarabileceğiniz, en sevdiğinize, sevgiliye, çocuğa, dosta, çiçeğe, böceğe, her neyse, ama en sevilene bir mektup da siz yazın… Beni de unutmayın…
Mektup yazanlarınız çok ve daim olsun…
Karl Marks’ın eşi Jenny’ye Mektubu
Yürekten sevdiğim,
Sana gene yazıyorum çünkü yalnızım ve çünkü kafamın içinde seninle konuşurken senin bunu bilmiyor ya da bana karşılık veremiyor olmana katlanamıyorum.
Kısa süreli ayrılıklar iyi oluyor, çünkü hep bir arada olununca her şey hiç ayırt edilemeyecek kadar birbirine benzemeye başlıyor.
Yan yana durduklarında kuleler bile cüceleşirken, alelade ve ufak tefek şeyler yakından bakınca kocamanlaşır. Küçük tedirginlikler onlara yol açan nesneler göz önünden kaldırıldığında yok olabilir.
Yan yanalık dolayısıyla sıradanlaşan tutkularsa mesafenin büyüsüyle yeniden büyüyüp doğal boyutlarına dönerler. Aşkım da öyle. Zamanın aşkımı tıpkı güneş ve yağmurun bitkileri büyüttüğü gibi büyütmüş olduğunu anlamam için senin bir an, sırf rüyada bile olsa, benden koparılman yetiyor.
Senden ayrılır ayrılmaz sana olan aşkım bütün gerçekliğiyle kendini gösteriyor: o, ruhumun bütün enerjisiyle yüreğimin bütün kişiliğini bir araya getiren bir dev. Böylece yeniden insan olduğumu hissediyorum çünkü içim tutkuyla doluyor.
Araştırma ve çağdaş eğitimin bizi kucağına attığı belirsizlikler ve bütün nesnel ve öznel izlenimlerimizde kusur bulmaya iten kuşkuculuk bizi küçük, zayıf ve mızmız kılıyor. Ama aşk Feurbachvari insana aşk değil, metabolizmaya aşk değil, proletaryaya aşk değil; sevdiğine aşk, yani sana aşk, insanı yeniden insanlaştırıyor…
Dünyada çok dişi var, kimileri de çok güzel ama ben, her bir hattı, hatta her bir kırışığı bana hayatımın en büyük ve en tatlı anılarını hatırlatan bir yüzü bir daha nerede bulabilirim? Senin tatlı çehrende sonu gelmez acılarımı, yeri doldurulmaz kayıplarımı bile okuyabilir ve senin tatlı yüzünü öptüğümde acıyı öperim.
Hoşça kal canım. Seni ve çocukları binlerce kere öperim.
Senin, Karl…
Manchester, 21 Haziran, 1865”””
www.skyturk.net




